Yılın en heyecan verici olaylarından birisi bu. Birkaç ay önce imdb'de okumuştum ancak bu kadar çabuk kavuşacağımızı bilmiyordum. Belle and Sebastian vokali muhteşem insan Stuart Murdoch bir müzikal hazırlıyordu. Sanırım üç yıl boyunca uğraşmış bu proje için. Çok fazla detay olmadığı için anca 2010'da kavuşuruz diye düşünmüştüm ancak albüm hemen çıkmış. Müzikal ise tahmin ettiğim gibi 2010'da çıkıcak. Neden albümü önceden piyasaya verdiklerini anlamadım aslında ama bir itirazım yok. Albümde Belle and Sebastian'ın The Life Pursuit albümünden Act of the Apostle II ve Funny Little Frog şarkılarının yeni versiyonları dışında 12 birbirinden güzel şarkı var. Benim bu albümün çıktığını öğrenmem ise Onur sayesinde oldu. Msn sohbetlerimizde albüm hakkında konuşurken bir fikir ortaya attı. Şifrelenmiş bir word dosyası hazırlıycak ve albümde en çok beğendiği iki şarkıyı oraya yazıcaktı. Sonra ben tüm albümü dinledikten sonra en beğendiğim iki şarkıyı söyleyecektim ve ardından word dosyasına bakıcaktım. İkimizin de aynı şarkıları beğeniceğinden emindi. 14 şarkıyı da dinledikten sonra dediği gibi yaptım ve sonuç aynen onun dediği gibi oldu. Projeye ismini veren "God Help the Girl" ve "If You Could Speak" en can alıcı şarkılar kesinlikle. Neil Hannon'ın vokal yaptığı Perfection As A Hipster da peşlerinden geliyor. Buyrun siz karar verin : God Help the Girl
14 Eylül 2009 Pazartesi
Gece Gece Feleğim Nasıl Döndü?
Evet bu sorunun cevabını anlatıyorum. Çok uzun zamandır myspace adresime girmediğimi farkettim ve bugün girip listemdeki grupları incelemeye başladım. Çünkü hiç farkında olmadığım çok fazla grup vardı. Kevin M. Kirker (şu linkteki internet sitesinden iki albümünü indirebiliyorsunuz) ve Michael Wookey (onun da şu linkten Pariste gerçekleştirdiği bir konserin kayıtlarını indirebiliyorsunuz. Ne yazık ki diğer kayıtlarını bulamadım) gibi iki isime mutlaka dikkat kesilmenizi öneririm. Ancak beni kendimden geçiren olay Mazaringrubunun sayfasına girmem ile yaşandı. Grubun ismini biryerlerden hatırlıyordum ama nereden olduğunu bir türlü bulamadım ve sayfalarındaki şarkıları dinlemeye başladım tek tek. İlk şarkı çok hoşuma gitti ama kayış ikinci şarkı ile koptu. "For Energy Infinite" isimli şarkı başlar başlamaz herşey yerine oturdu. Yanılmıyorsam 2007 yılında ekranlarda dönen bir puma reklamı vardı ve bu şarkı orada kullanılmıştı. Acayip beğeniyordum şarkıyı ve sürekli de denk geliyordum. İnsanlar da benim gibi düşünüyordu ama bunu hatırlıyorum. Forumlarda harıl harıl aradıklarını da bilirim. İşte ben o şarkıyı bugün tekrar keşfettim. Ne yazık ki grup dağılmış ve ben bu şarkı dışında hiçbir şarkılarını internette bulamıyorum :( Bulan birileri bana haber verirse de çok sevinirim ayrıca.
İlk olarak şarkı (myspace sayfalarından dinleyebilirsiniz ama bilgisayarımda da olsun dersen) :Mazarin - For Energy Infinite
Daha sonra reklam :
Bir de aynı dönem Supergrass'in Grace şarkısının kullanıldığı bir Coca Cola reklamı vardı. O şarkıyı da paylaşayım istedim : Supergrass - Grace
11 Eylül 2009 Cuma
UTANÇ :(
Duru (özellikle sen) ve Alper size lanet olsun.Bu gece yani 11 Eylül'ü 12'ye bağlayan gece biz Alsancak'taydık.Sadece Alper ve ben ile başlayan geceye Duru, Aybars, Cansu ve birsürü insan daha katıldı.Ancak geriye sadece ben, Duru, Alper ve Aybars kaldığımız zaman saat 12'yi göstermeye başlıyordu ve ben kalkmamız gerektiğini tekrarlıyordum ancak Duru daha durmamızda ısrar ediyordu. Son otobüse yetişirdik canım ne olacaktı. Burda benim gece boyunca bahsettiğim bir detay göze çarpıyor.Ne zaman son otobüse yetişicek olsak 70 numaralı otobüsü bekleyen insanlar biniyor ancak ben ve benim gibi 86 yada 85 numarayı bekleyen insanlar durakta hapsoluyordu.Bugüne kadar çok da büyük sıkıntı yaşamadım.Evet çok bekledim ancak sonunda otobüs geldi veyahut kendi arkadaşlarım ile taksiyle döndük.Olabilir! Bugün ise şöyle bir durum oldu.Biz otobüs durağına yavaş yavaş ilerledikten ve vardıktan 2 dk sonra 70 numara geldi ve Alper ile Duru otobüse bindi.Ben kaldım mı tek başıma durakta.Tek başına demeyeyim şimdi duraktaki 7 tane taksi şöförünün hakkını yemek istemem. Devamlı "Bilader sen nereye gidiceksin" - "86 gelmez bu saatten sonra" gibi sıkıştırmalarına hiç kulak asmadan geçirdiğim bir 10 dakikanın ardından iki birbirinden alakasız kişi daha geldi durağa.Bu sefer taksi şöförlerinin dikkati benim üzerimden diğerlerine geçti haliyle. Tablo şöyleydi :Ben, bir hatun, bir metalci ve yedi tane taksici. Diğerleri taksi şöförlerinin kışkırtmalarıyla taksiye binmeye karar verdiler. Ancak şöförler bana sordukları zaman hiç param olmadığını söyledim ve beni hiç umursamadan araca yöneldiler. Sağolsun hatun kişilik (ayrıca aynı durakta ineceğimiz kişi) bana acımış olsa gerek beni araca çağırdı.Utana sıkıla bindim ben de ne yapayım (çünkü alsancaktan eve kadar yürümeyi düşünüyordum ki bilmeyenler için tekrarlıyayım; yanınızda bir arkadaşınız olduğu zaman çok eğlenceli olabilir ancak her türlü şartta çok uzun bir yolculuktur). Yolculuk boyunca tek bir konuşma geçti o da şöför ve metalci arasındaki otobüsün gelmeme sebebi ve üzerine kurulan Türkiye'nin 3. dünya ülkesi olması hakkında yapılan bir vaaz ki bu da sadece 1 dk sürdü.Ben ise sadece kırmızı suratım ile önüme bakabildim. Yol bitmek bilmedi ancak sonunda iniceğimiz durağa geldiğimiz zaman ve taksi gittikten sonra hatun kişiliğe cebimde 5 ytl olduğunu ancak taksicilere kaptırmak istemediğimi ve yürümeyi düşündüğümü ancak bu durumda alması gerektiğini açıkladım. O da aldı tabi ki. Söylediğine göre o da arkadaşları tarafından ekilmiş ve bu duruma düşmüş. Benim durumumun ise kentkartımda para olmasına rağmen cebimdeki parayı saklamak istediğimden ibaret olduğunu anlattım ve ilerideki sokaktan iyi geceler dileyip ayrıldık. Of ne büyük bir utançtı lan o. Duru, burnuna yumruk atıcam haberin olsun.
28 Ağustos 2009 Cuma
Kings of Convenience Strikes Back
Bir tane de müjde vereyim o halde.Bu olayı da ilk anından beri biliyorum ama anca yazabiliyorum. En sevdiğim grup olan Kings of Convenience'ın yeni albümü 2 Ekim'de çıkıyor. Yıllardır bu günü bekliyorum.Albümün ismi "Declaration of Dependence" olarak açıklandı.Kapağı gördükten sonra çelişkiye düşmedim değil.Kahramanlarımız (ve santraç tahtamız) bu fotoğraflarında bir kumsalda bulunuyorlar. Okyanus tadı almamız olası bu sefer. Bakalım nasıl olucak. Yine de ön hazırlık olması için myspace sayfalarına iki yeni şarkının sample'ını ve iki yeni fotoğraflarını eklemişler. Boat Behind'ın bir canlı performansını izlemiştim ve o günden beri çok beğeniyorum. Mrs Cold için ise sample üzerinden yorum yapmak istemiyorum. Üzücü olan durum ise şu anda tam olarak 5 tane arkadaşımın farklı ülkelerde olmak üzere şehir dışında olmaları. Ancak hepsi 2 Ekim'den önce dönmüş olucaklar. Bu yüzden amazon.com dan sipariş etmeyi düşünüyorum albümü.Hatta yayınlanırsa plağını da alabilirim. Çok az kaldı ama bekleyemiyorum artık...
Noel tells Liam to fuck off in the sadest way
Of bu çok ağır geldi işte. Az önce msnden Fazii kişisi "Noel olayını duydun mu?" diye mesaj attı.Aha dedim sçtık öldü galiba adam.Uzun süre de cevap yazmadı ben iyice panik oldum.Meğer şurada kendi cümleleriyle de açıkladığı gibi Liam'a daha fazla katlanamadığı için Oasis'ten ayrılmış. Yıllarca Beatles'ın ekmeğini iyi yediler de sonları da öyle olsun istiyorlar heralde. İşin komik tarafı şöyle bir hikayem var : İki hafta önce Datça'dan İzmir'e dönüş yolunda bana birden vahiy gelmişti.Seneye Oasis Türkiye'ye gelicekti.Adım gibi emindim be.Rock N' Coke'ta bile her önüme gelene "artık Oasis gelsin ulan" diye çirkeflik etmişliğim var.Yani tamam çok yapma duruyor olabilir bu ayrılık.90'lı yıllardaki ayrılıp geri dönüşlerini okuyoruz kendisinin ama yine de olacak iş değil.Şimdi soruyorum kendime tamam besteleri bu adam yapıyor, sesi de gerçekten Liam'dan iyi ama Oasis'i Oasis yapan olay Gallagher Brothers bütünlüğü değil miydi? Ayrıca kulaklar Liam'ın o yavşak (başka türlü bir açıklaması yok) vokalini yada mikrofona uzanışını arıyacaktır.Chris Martin ile bile kayıtlar yapsa beni kesmez açıkcası. Kaş uyumsuzluğu var bir kere. Çok hararetle yazdım bu yazıyı, bayadır da yazmıyordum paslanmışız ancak devamı gelicek efendim.Çok güzel konseptler hazırladım :P
16 Nisan 2009 Perşembe
Morrissey Gibi Adam
98 Fransa dünya kupasının olduğu dönemler benim futbol ile en içli dışlı olduğum dönemlerdi.Mahallede herkesin kendisine idol olarak seçtiği birisi vardı.Zidane falan zaten ünlüydü o yıllarda ama finalde attığı iki kafa golüyle şova esas o zaman başlamıştı.Ulan herkes böyle yakışıklı başarılı falan tipleri kendine idol seçmişti tamam mı mahallede birbirimize o isimlerle sesleniyorduk.Ben bulamadım arkadaş, kimi seçsem düşünüyorum deli gibi.Babama sordum Davor Suker ol dedi. (ama galiba ilk Alman Bierhoff'u söylemişti de onu başka biri seçmişti zaten cidden yakışıklıydı baya o herif.)Baktım ulan herif yakışıklı gibi.Böyle kabarık saçları var falan. (babamın da o zamanlar kabarık saçları vardı :D) Bi de futbolcu kartlarından zor bulunuyodu bu herif falan bende de o kart vardı o yüzden bunu seçeyim dedim.Gerçi dünya kupası bitmesine yakın her aldığım sakızdan da aynı kart çıktı ya o da ayrı bir olaydır.
Herneyse böyle bir çocukluk idolüm var işte ben daha 9 yaşındayken.Sonraları orta okul yıllarımda futboldan bi tiksindim, sevmiyorum artık pek.Az önce televizyonda Machester City - Hamburg maçını izledim de ordan gaza geldim.Zevkli maçtı açıkcası özlemişim futbolu da.Hem belki bi ara oynarım bile.Şimdi tekrar bi Suker'e dönmem gerekirse; ulan adam kekonun tekiymiş meğer.Tipsiz falan nesini beğenmişsem zamanında.Çok gol atıyodu gerçi hakkını yemiyim.Hatta hala en çok gol atan hırvatmış.Gerçi hırvat hükümetini de sevmiyorum artık malum sebeplerden ötürü.Her türlü bir kaybedendir benim için anlıyacağınız artık Suker.Hele adam futbolu bıraktıktan sonra memur olmuş hiç kurtuluşu yok.İnanmayan aşağıda fotoğrafına bakabilir.
Bu arada hafiften bir Morissey'e de benziyor kendisi ama Morissey tokatlar her türlü yani.Futbolda bile yenebilir, ben buna inanıyorum.Öyle de şekilli bir adamdır Morissey.Süper de yeni bir albüm çıkardı tadı dağamda.Göbek falan yapmış köpek koşturuyor ama olur öyle.Göbeği görmek için :
Tamı tamına bir ay, iki günün ardından yine blogumdayım.Yoğun bir ay oldu benim için.Gerçi son mesajımdan önce de pek yazmamışım ama artık geleceğe umutla bakalım.Rachel Getting Married'den bahsetmişmiydim hatırlamıyorum ama biraz bahsedeyim.Şöyleki Oscara hazırlık amaçlı her dalda aday olmuş filmleri çılgın gibi izlediğim dönemde Anne Hathaway'in adaylığı sayesinde izleme fırsatı buldum bu leziz filmi.Çok orjinal bir çalışmaydı bence.Bu tip filmleri severim sıradan şeyleri güzel detaylarla renklendiriyorlar.Indie müzikte bir nevi böyle birşey değil mi zaten?En azından pop ağırlıklı gruplar (ki benim favorilerimdir) böyle.Ha değilse zaten binlerce kopyadan birisi oluyorlar.Gerçi burda söylemek istediğimi tam söyleyemedim galiba ki insanlara da pek anlatamıyorum.Herneyse ben bu konu hakkında ileride gerçekten yazmak isterim.Gerçi ben bu daha sonra bahsedeceğim diye vaadde bulunduğum şeylerden hiç bahsetmiyorum galiba.Hatta tam olarak bu konu hakkında da vaadde bulunup geri dönmemiş olabilirim.Gerçi gördüğünüz gibi uzun zamandır bu konuları bırakın hiçbirşey yazmamışım ya o da ayrı bir konu.Rolling Stone'la Empire'ın kapanması beni nasıl yaraladı anlatamam :D Rachel kızımızın düğününe gelirsek; tüm filmimiz handy-cam ile çekilmiş.Hal böyle olunca düğün tadını çok iyi yakalıyorsunuz.Oyunculuklar acayip iyi ve çok gerçekçi hatta filmin çok önemli noktalarının doğaçlama ve senaryo dışında ortaya çıktığını düşünüyorum.Hatta bazı sahnelerde ulan gerçekten bu gelin-damat rolündeki tipler evleniyorda onun üstüne kurgu bir film mi yaptılar diye de sordum kendi kendime.Ayrıca düğünde çalan gruba eminim herkes bayılacaktır.Bunlar dışında da başka spoiler vermiyeceğim, izleyiniz.Şimdi gelelim film ile ilgili şatafatlı bölümlere.Bu iki kısımıda ben filmi izledikten yaklaşık iki ay sonra yani bugün öğrendim.Bu kısmı nasıl etkileyici anlatmalıyım bilmiyorum ama filmde böyle garip görünüşlü bir damat var.Gözlükleri var kocaman falan ne biçim bir tip bu yahu böyle mimikleri falan anlaşılmıyor hiç ama yine de iyi biri galiba diyosunuz kendi kendinize.Sonra filmi izledikten iki ay sonra öğreniyorsunuz ki bu adam Tunder Adebimpe imiş.Peki kim bu Tunder Adebimpe?Bugüne kadar onu da bilmiyordum ama izlediğim bir klip sonucu hayatım değişti :P Tv on the Radio grubunun dahi adamıymış kim olucak.Adam oyunculuk da yapıyormuş meğer ve ben bugüne kadar hiç kliplerini izlememiş ve hiç fotoğraflarına bakmamıştım.Acayip şaşırdığım bir olay oldu.Gerçi filmde de müzisyen birini canlandırıyor.Gelelim ikinci olayımıza; film hakkında ekşi sözlükte araştırma yaparken fragmanda Rogue Wave grubundan bir Buddy Holly coverı çalıyormuş.EVERYDAY.Tanrım biterim bu şarkıya (Catcher in the Rye).Dururmuyum hemen fragmanı izledim.O anki duygularımı anlatamam.Şarkının girdiği noktada tüylerim diken diken oldu ve fragman bitene kadar kendime gelemedim.Buddy Holly zaten dahi bir adam.Taktığı gözlükleriyle John Lennon'a cesaret veren ve güzel grubumuz Weezer'ın şarkısına isim olaran birisidir kendisi.22 yaşında genç yaşta ölmüş ne yazıkki.Müzikal dahilini de aşağıda sunduğum linklerle siz görün.Günümüz müzik piyasasını ne kadar etkilediğini de kabul edin.Gerçi içimizde Beatles'ı bile sevmeyen tipler de yok değil! Başladık bir gözlüktür gidiyoruz hemde söz konusu kemik gözlükse mutlaka birisinden bahsetmem lazım.Woody Allen!Müthiş adamdır çok severim.İki yeni projeye başlamış onu müjdeliyeyim dedim.2009 haziranında karşımıza gelecek ilk projesinin ismi Whatever Works ve şuradan detayları görebilirsiniz.2010'daki isimsiz projesi ise kadro bakımından çok daha heyecan verici ve ona da şuradan ulaşabilirsiniz.Ne yazık ki yine oyuncu kadrosunda kendi ismi yok.Bakalım tekrar ne zaman görücez kendisini kamera karşısında.
Bloga iyi döndüğümü düşünüyorum açıkcası.Yazı bitti ama ürünler var daha :